Bu yılın çoğunu klasikleri okuyarak geçirdim. Kimi pek keyifliydi; Yüz Yıllık Yalnızlık misal, Kafka’nın Dava’sı. Kimisi de itiraf edeyim ki zorladı beni, Mrs. Dalloway gibi. Bir diğer klasiği elime almak üzereydim ki (Dostoyevski, Yeraltından Notlar) elim bir türlü varmadı onu açmaya. Günlerce baş ucumda bekledi. Belki de kitap okumamalıydım. Boş boş tavana bakmalıydım, bakabilmeliydim.(Bunun bu kadar zor gelmesi çok şaşırtıcı.) Neyse ki kitap okumak haricinde başka şeyler de yapıyordum; haftanın beş günü çalışmak ve her pazar sabahı bugün de olduğu gibi mahallemdeki Gail’s’den fıstıklı kruvasan ve kahve alarak yürüyüş yapmak gibi. (Ne kadar da eylenceli!) Bir de TV’ye katlanabildiğim zamanlarda -artık nedense çok zor geliyor- film dizi izlemek…Mesela Penelophe Cruz’lu The Invite‘ ı bu haftasonu izledik, çok keyifli bir filmdi. Onun dışında biraz kafayı boşaltmak istediğimde youtube’dan Melikşah’ın gezi vloglarını, film&kitap listelerini, HBO’dan The Rooster’ı izlemek de iyi geliyor.
Her neyse, boş boş tavana bakmak işe yaradı çünkü aklıma yazın satın aldığım ama birkaç sayfa okuyunca pek de edebi olmadığını düşündüğümden burun kıvırdığım Muhabbet (The Correspondence) geldi. Yetmişlerindeki bir kadının hayatındaki insanlara yazdığı mektupları ve aldığı cevapları okuduğunuz, ağdasız, su gibi akan, samimi bir roman. (Şu anki güncellenmiş görüşümdür, ama elinizin altında varsa okuyun, özellikle gidip alınmayabilir.) Oldukça zor geçen bir yılı başka türlü kapatamam diye düşünüp başladım okumaya. Nitekim iyi geldi. Virgina Evans, kendisi henüz kırk yaşında bir yazar ve bu ilk kitabı olmasına rağmen muazzam bir başarı elde etti. (Neden olmasın bir gün biz de belki…🤲)
Kitabı okudukça sakinleştim biraz ama içimde hâlâ bir sıkılma, boğazımda bir düğüm söz konusuydu. O yüzden bir iki bir şey karalayayım diye buraya geldim. Yazmak toksinleri dışarı atmanın alternatifsiz bir yolu gibi olmuş artık, belki de bunu kabul etmeli, haftada bir de olsa bugün olduğu gibi amaçsızca yazmalıyım. Hem yazdıklarınıza bir kağıttan baktığınızda o hisler, o yaşananlar sizin değilmiş gibi oluyor, hafifliyorsunuz. Hem de birileriyle mektuplaşıp sohbet ediyorsunuz bir anlamda. (Büyük bir iç döküş yapmadığımı düşünürsek sanırım yaptığım bu: Muhabbet. ) Sonra da gidip rahatça uyuyabiliyorsunuz zira o sırada esniyorsunuz da.🥱
Sizlere iyi geceler dilerken en azından bugünden güzel bir sonbahar karesi bırakayım aşağıya.


Bir Cevap Yazın