
Kitapları okumadan evvel çok araştırma yapmıyorum, çünkü süprizleri seviyorum. Sadece insanların ne kadar memnun kaldıkları ile ilgili bir referans noktası bulmaya çalışıyorum. Klasikleri okurken ise bu daha kolay.
Dava’yı az evvel bitirdim. Okumadan evvel isminden ötürü ağır bir roman olacağını düşünmüştüm ama artık vakti gelmişti. Gerçi Kafka’nın Dönüşüm kitabında böceğe dönüşmüş bir adamın hikayesini anlattığını düşünürsek benzer hayal gücünde akıcı bir roman olması olağandı.
Kafka bu romanında bir gün bir sebep belirtmeksizin tutuklanan ve davası boyunca suçunu öğrenemeyen bir adamın suçu ile ilgili bilgi edinmeye çalıştığı o zikzaklı yolu anlatıyor, hikayenin sonunda ise ağır bir suç işlediği bildirildiğinde hâlâ suçun ne olduğunu bilmiyor. Dahası herkes bu durumu olağan buluyor çünkü sistem öyle. (Spoiler vermemek için burada susmam lazım!)
Kitabı okurken farklı açılar da buldum. Romandaki baş kahramanın yaşadığı şey, bana hayatımdaki irili ufaklı davalarımı hatırlattı. Ailede, iş yerinde, evlilikte, arkadaşlar arasında. Sebebini anlamadığımız mağduriyetlerimiz hepimizin olmuştur. Kendimizi bir şeylerden mahrum bırakılmış bir suçlu gibi hissetmişizdir. Suçumuz ise sistemde güç elde etmiş insanların ve onlar ne derse ona inanmaya razı gelmiş ya da gücün yanında saf tutmayı alışkanlık edinmiş grupların fikir yumakları altında şekilleniyor. Çünkü çok ilkel zamanlardan beri sistem ve ilişki ağı böyle.
Eskiden -gençken- zaman geçtikçe emin olmasam da mahkumiyetimi bir şeylere dayandırmaya ve haklı bulmaya başlardım ve onu uzun yıllar üstümde görünmeyen bir hapishane gibi taşırdım. Ne kötü!
Yıllar geçtikçe bu çoğu davanın aslında pek yetkin olmayan ama birilerince -ya da kendilerince- yetkin olarak belirlenmiş insanların bir ürünü olduğunu ve boşuna yargılandığımı anladım. Hayatta en geç öğrendiğimiz ama en gerekli şeyin kendimizin avukatı olmamız gerektiğini de.
Bu yüzden bu davalara artık gitmiyorum bile, ben böyle yaptıkça davalar da yetersiz deliller sebebiyle süre aşımına uğruyor, zamanla unutuluyor.
Kitaba gelecek olursak, okumadıysanız açıp okuyun, su gibi akıyor, klasiklerin neden klasik olduklarını ve zamansız olduklarını hatırlatıyor tekrar. Şimdilerde pek orjinal bulduğumuz kitapların, senaryoların ve filmlerin aslında yıllar evvel bu usta yazarlar tarafından zaten yazıldığını fark ediyorsunuz. Sanat çoğu zaman evrile çevrile yeni bir davaymış gibi tekrar sunuluyor sanki.
Yani batı cephesinde yeni birşey yok dostlar! Yine de okumaya devam🙃

Yorum bırakın