Geçenlerde bin bir emekle yaptığım seramik saksımı yere düşürdüm ve ortadan ikiye ayrıldı. Görece daha küçük bazı parçalar da etrafa saçılmıştı; onları toplayıp bir poşete koydum.
Sevdiğiniz bir şey bir kere kırıldığında pat diye çöpe atamıyorsunuz ama kırık parçaları da o poşetin içinde, vitrindeki bir gözde bir süre bekletebiliyorsunuz. Ancak o gözden ne zaman bir şey alsam kırık parçalar elime batıyordu ve en sonunda saksıyı tamir etmeye karar verdim.
Uygun bir seramik yapıştırıcısı buldum. Önce büyük parçaları bir araya getirdim. Beklediğimden iyi bir sonuç almıştım. Sonra küçük parçaları yerleştirmeye başladım ancak o kadar çoktular ki! Muhtemelen yanlış bir sırayla başladığımdan, en ortaya koyacağım küçük bir parça bir türlü yerine sığmadı. Parçanın nereye ait olduğunu görebiliyordum ama bir türlü yerleştiremiyordum. Çok çaresiz bir andı, törpüleyerek küçültmeye çalıştım ama işe yaramadı. Bu aşamada mecburen bıraktım onarmayı. Saksının bir köşesinde parmak izi kadar bir delik kaldı.
Normalde salonumun en güzel köşesinde, güzel bitkilerime yuva olan saksımı artık bitki yetiştiremem diye kapı ağzındaki dresuarın üzerine koydum. İçine kapının ve arabanın anahtarlıklarını koyuyorduk. Hep hızla geçiyorduk önünden; çünkü kapıdan çıkmak da eve varmak da bu evde sabırsızlık içeren eylemlerdi.
Sonra bir gün fotoğraf arşivimde pembe güllerle çekilmiş resmini gördüm onun. Çok şahsına münasır bir saksıydı.
“Ne kadar da güzelmiş,” dedim. Varlığını neredeyse unutmuştum. Gittim aldım kapının girişinden ama elimde kaldı saksı. Daha önce kırıldığı yerlerden kırılmış meğer tekrar.
Bahsettiğim seramik yapıştırıcısının resmini aşağıya bırakıyorum. (Daha net bir görsel için bloga abone olabilirsiniz.) Dediğim gibi bana bir saksıya mal oldu, ürünü kesinlikle ve kesinlikle tavsiye etmiyorum. Bilgilerinize.



Yorum bırakın