Görünmezlik Pelerini


Bir süredir oturduğum güzide İngiliz kasabasında yeni edindiğim ekose piknik örtüsünü müsait gördüğüm her yeşilliğin üstüne serip hayatıma bu ekose pencereden bakıyorum artık. Bu pencereden, işten çıkıp eve giden, sonra yemek yiyip uyuyan insanlara sanki önceki gün aynısını ben yapmamışım gibi hayretle bakıyorum. İnsan kendine bunu neden yapar diye ahlanıp vahlanıyorum içimden. Şu güzelim havada, şu geniş parkta takılmak varken neden dört duvar?
Bu semte ilk geldiğimde saçlarımın ön kısmından iki sarı saç tutamı dökülüyordu. Hayatımda ilk defa yurt dışında yaşadığım için sabahtan akşama bu parkları o sarı tutamlarla arşınlıyor, tuğlalı evlere, kanallara, köprülere, ağaçlara hayranlıkla bakıyor, ertesi gün heyecanla aynı rotayı turlamayı iple çekiyordum. Ta ki bir gün bir taksiye binene kadar. Şoför birkaç hoşbeşin ardından cesaret bulup “sizi görüyoruz, buralarda” demişti. Sizi severek izliyoruz gibi tınlamıştı kulağımda bu. Taksi kulübesindeki bir grup adamın beni görünce “aha yine o kız,” diye laklak etmesi gözümde canlandı. Gömüldüm arka koltuğun içine,  gideceğim yere varmadan da indim. Görünmezlik pelerini icat edilseydi ne iyi olurdu diye düşündüm. Ertesi gün kalabalıkta seçilmemek için o öndeki iki tutam saçımı kahverengiye boyadım hemen. Piknik örtüsü seçerken de bu deneyimimden isabetle oldukça titiz davranıp örtünün sıradan olmasına özen gösterdim. Kurulduktan sonra ağaçlara ve gökyüzüne baktım uzun uzun, piknik dediğin biraz da bu değil miydi? Bir süre sonra koca parkın ortasında o iki sarı tutam gibi hissettim. Aklıma gene görünmezlik pelerini geldi. Ne olurdu icat edilseydi?




Posted

in

by

Tags:

Comments

Yorum bırakın