Arşivlerden eşimle benim üniversitede müzisyencilik oynadığımız bir video çıktı. Onun saçları uzun, beline varıyor, bense punk modasına öncülük ediyorum, saçlarım kısacık ve pembe. Elimizde gitarlar falan. Ankara’dayız.
Yazımın tam da burasında kafası karışmış bazı tanıdıklar birbirine bakıyordur. Pembe saç mı? Punk mı? Ankara mı? İstanbul peki?
Tamam uydurdum ama video gerçek ve türkü söylüyoruz, gitar da orada. Öyle bilinir ki içimde bir pencerem İstanbul’a bir pencerem de Sivas’a bakıyor ve Sertap Erener fonunda Selda Bağcan çalıyor. Bu video ise bu mozaiğin bir iz düşümü.
Üçüncü bir pencere daha var, Ege Denizi’ne bakan. Günlerden yaz. Hayatımda bir ilki gerçekleştirip gece ayı görene kadar kumsalda kalmaya karar vermişiz. Rom fena kafa yapmış olacak ki bir ara etrafımız çevrilmiş, iki kişilik ortamımıza bir adet gitarcı çocuk ve bir adet spiritüalist eklenmiş. Sadece kumsal ateşimiz eksikti ve Akdeniz Akşamları’ nı söylemek yerine türkü söylüyordu gitarcı. Sivaslıymış meğer o da. Yananlar ve yakanlar muhabbetini başlamadan bitirdi spiritüalist: “Hepimiz yananlardanız.” Gurbette iki yıl kaldıktan sonra vatana dönmüş, bize de aynısını tavsiye etti. Zaten o kumsalda denk gelmemizin bir sebebi vardı ona göre.
Ekibe bir süre sonra o beldede köpeğiyle yaşayan yalnız bir amca da katıldı. Geçen kışı köpeği sayesinde atlatmış, bir zamanlar falanca büyük kulüpleri işletiyormuş oysa. Ne oldum dememeli ne olcam demeli. Yok hayır, bu didaktik girişimi sevmedim, o kadar sevimliydi ki yalnız kaldıysa kesin etrafındakiler sıkıntılıydı.
Ay iyice yerleşti geceye. Gitarcı çocuk ilk ayrıldı. Biz de ardından bir o yana bir bu yana savrularak yolumuzu bulmaya çalıştık.
Spiritüalisti kumsalda bıraktık. Zaten battaniyesini ve matını getirmiş, bu akdeniz akşamları işinin prof’u olmuş.
Odamıza geçince balkondan bir süre daha ayı izledim. Bu gece gerçekten yaşanmış mıydı? Kumsal ekibindekiler benliğimin birer parçalarıydılar sanki. Ben de biraz gitarcı, tam zamanlı gurbetçi, potansiyel spiritüalist ve part time yalnızdım.
Gitarcı çocuk ortamı ilk terk ettiğinde boynu bükük gibiydi. Bir zamanlar şarkı söyleyip gitar çalarken ortama aniden dahil olan kalem ve kağıt yüzünden tam zamanlı yazarlığa soyunan bana tripliydi belki. Ne demişti, “Sesiniz ne kadar güzel, mutlaka bir yerde çıkmalısınız.” Gurbeti sonunda terk edip Fethiye’ye yerleşen kumsal çocuk da bir hayalimi gerçekleştirmişti. Köpekli amcayı düşünüp sonunda yalnızlık yoktur inşallah dedim sessizce ve bir yudum rom diktim tepeye. Sertti.
Belki de sadece rom çok sertti ve tüm bunlar birer rüyaydı.

Yorum bırakın