Facebook yine milattan önceki fotoğrafları önüme düşürdü. Bu seferki Yıldız’da okurken bahar şenliğinde çekilmiş bir fotoğraf. Birkaç arkadaş gondoldayız. İlk kez gondola binmiştim. Hatırlıyorum, arka fonda konser alanından Teoman’ın sesi geliyordu. “Şimdi ölmek istemem, daha bir kalbe dokunmadan..”
Gondol alçalıp yükselmeye başladı. En son mertebeye ulaştığında kendimi Kurtuluş Savaşı’nda o ağır kağnıları taşıyan kadınlar gibi hissetmiştim. Bilmediğim bir güçle önümdeki demire tutunmuş, havadayken kendimi koltuğa mıhlamıştım. Yer çekimine karşı geldiğim olağanüstü bir andı ama güçsüz kollarım her an pes edebilirdi. Bir kalbe dokunmayı boşver de yüzme bilmeden daha, son kez güneşte yanmadan ölebilirdim. Sağ kalırsam yüzme öğrenmeye and içtim.

O gün o gondoldan sağ salim indim ve bir daha da binmedim. On yıl sonra yüzmeyi öğrendim. Birçok şeyi geç hallettiğimden büyümeye sıra geldiğinde yaşım otuz beşti. Sonunda kendimi şükür ki tanıdım, sevdim ve karşılıklı helalleştik. Vefasızlıklar, gostling, gastling, manipülasyon ve ego savaşları derken biraz yıprandık tabii. Biliyorum, tek değilim, insan olmanın fıtratında var bunlar. Kim bilir, ben de kaçına göre vefasızdım. Manipülatördüm. (Yok değilimdir?) İnsanlık olarak birbirimize ettiğimizin ucu bucağı yok. Birbirimizi eğittiğimiz yetti demek istiyorum. Biri şu gondolu durdursun artık!
Buradaki havanın da gondoldan farkı yok dostlar. Biri şu havayı da durdurabilir mi? Bir öyle bir böyle. Güneş bir kaçıyor sonra fena yakıyor. Ancak ben istikrarı seven bir canlıyım. Oysa üzerinde koşuşturduğumuz şu dünya küresi bile kendi etrafında dönüyor. Bu yüzden bazen dengem şaşınca küçük çocuklar gibi yatağımda yorganın altına girip çoban yıldızını arıyorum. Sonra kendime kızıyorum:
İyi de hani büyümüştün?
Fotoğrafa döndüm tekrar, olacaklardan habersiz ne kadar da tatlı ve masumuz. Şimdi o çocukluk sularından çok uzağız. Büyüdükçe her şeyin daha iyiye gitmesi gerekirken daha fenalaşmasına hep birlikte şaşırmalı. Belki de büyüklerin dünyasına girmeden kendi kendimize büyümeliydik. Kendi kendimizin çobanı da yıldızı da olurduk. Bizi büyükler mahvetti, yazın bunu bir kenara.
Yorum bırakın