Şebnem Ferah’ı sevmek çok popüler bir topik bu aralar. Çünkü dün kendisi İstanbul’da bir konser verdi, hem de altı yıl aradan sonra. Ama bizim için bu sevgi yeni değil.
Dün gece bu altı yıllık ayrılığının nedenlerini şarkılarıyla anlattığında bırak onu dünyaya kırgınlığımız bile geçti ve şimdi bunları yazmak geldi içimden.
Kim bilir neler neler geçti başından da böyle küstü. Ne de olsa o da can kırıkları olan biri, belki her birimizden daha hassas bir kalp. Çok yorgundu, biz de bekledik yıllarca, seyir defterine neler neler yazdık bir bilse! Düşündük, ne kadar sevmiş olabiliriz onu diye. Öyle bir yer etmiş ki içimizde, İstiklal Caddesi falan kısa kalır tarifte, Çin Seddi belki toparlar durumu.
O kadar sevdik ki, sevgilimiz, dostumuz herşeyimizdi o, hatta bütün bu çizgiler bu altı yılda oldu. Bize ağlarken.
Biriyle fena halde konuşmaya ihtiyacımız vardı ama bir kendimiz vardık yanımızda. Yasladık sırtımızı Şebo’ya, e tabii bir de gururumuzun kambur sırtına, aldık dünyayı karşımıza. Ne de olsa o, bu kalabalık içinde yapayalnız hissetmektense dünyanın bir ucuna giden bir Şebo’ydu.
Evet, bazıları kibritin hiç yanmayan ucundaydı, biz duman altındaydık. Savaş filmlerinde olur da bu dünyada başımıza gelmez dediklerimiz oldu. Kül olduk, ama damlalarda yüzmek gibisi yoktu inanın, acımızla harmanlandık, sil baştan başladık kaç kere.Yeniden doğup geldik.
O, bir kısrak gibi gelmişim dünyaya derken, senin ne haddine böyle şeylerle uğraşmak diyen mezaların bile kadınca ölene küstüğü bu düzene tüm kadınların yerine şahlanarak göğüs gerdi.
Susan Ünzile’ler kardelenler ekti bahçesine. Her şey bize “Dur” dedi, durmadık. Öyle ki şimdi biz konuşurken isterlerse sesi açar, isterlerse kısarlar ama bu sesi susturamazlar.
Sonunu yazmadığımız vakti gelen bir hikâye vardı. İzlemeyemediğimiz Çölde Çay filmi.
İyi ki geldi.Dün gece hiç ayrılmamış gibi hissettik. Lütfen bir daha söz etme özlemekten, çok çok karışığız zaten, biliyorsun.
Hem ne güzel güldün bize dün, sen gül güneş doğsun yeniden.

vaktigelenhikâye
Yorum bırakın