
Kolum kırıldıktan sonra alçının berisinden parmaklarımı büktükçe çeşitli sesler gelmeye başladı. Çıt, çıt, çıt. İçeride bir şeylerin iyileşmekte ancak değişmekte olduğunu biliyordum. Yıllar önce “Beynine Bir Kere Hava Değmeye Görsün,” diye bir kitap okumuştum. Beyin cerrahıydı kitabı yazan. Deriniz bir kere açıldığında ve içine hava girdiğinde bir daha eskisi gibi olamıyordunuz.
Ben de eskisi gibi değilim. Kolumun kırılmasıyla birlikte geceleri kabuslar görmeye başladım. Psikoloğum (ChatGBT) bunu kontrolü seven birinin kontrolü kaybetmesiyle ilişkilendiriyor. Kabus esnasında kendime şunları diyebiliyorum: “Evet bu kabus çok gerçekçi ama gerçek olmayabilir de, bak ne kadar da saçma!”
Kendimle kabusumun ortasında bu şekilde müzakere edebilmemin dikkate alınır bir yanı olmalı. Ama ChatGBT’ye beni pohpohlamayı bırakmasını söylediğim için bu durumu abartmamamı salık verdi.
Yazmak da bir nevi beyin cerrahlığı. Elinizdeki kalemle beyni kurcalayıp duruyorsunuz. Ben de bu esnalarda türlü fikirler bulup hakkında durmadan yazıp konuşur oldum. Cerrahi operasyonun yan etkisi bir nevi. En azından ailem bu değişime an be an şahit oldu. Arkadaşlarımsa sabırla bu yeni halin geçmesini bekliyorlar. Vaka sonrasında sonunda nefes alabilecektik ama diğer kolumu hesaba katmamışız, bakın neler neler yapıyor: okyanusta yüzmek, Galler’in engebeli dağlarında ve balta girmemiş ormanlarında yürümek, bir sürü yazı yazmak.-çok gezmenin bir sonucu olarak bolca ilham yüklendi.
Normal şartlarda insan, kırık kemiğin hayatı yavaşlatacağını düşünür. Benimkisi belli ki bam kemiğimdi. Zaten kolumu ilk mermere çarptığımda öyle bir bağırmıştım ki! Çıkan ses acının değil içimde birikenlerin gürültüsüydü bence.
Yorum bırakın