Karar verdim. Deli olan ben değilim, sizsiniz. Tamam, hemen savunmaya geçmeyin. Dışarıdan bakınca pekala normalsiniz evet, sizi ilk gördüğümde ben de böyle düşünmüştüm.
Yine de deli olduğunuzu anlayana kadar sıtkım sıyrıldı, o sırada kafam bir hayli bozuldu yani. Bu yüzden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları’ nın yolunu tuttum. Herhangi bir psikiyatriste de gidebilirdim ama durumum ağırdı. Kan tahlili yapar gibi sağlık ocağına gidemezdim.
Doktora bir süre yatmak istiyorum burada deyince şaşırdı. Sonuçta oradaki kimse kendi rızasıyla yatmıyordu. Ben ilktim. İçerideki delilerle dışarıdakilerden daha iyi anlaşacağıma emindim.
Doktorun da teyit ettiği gibi ben deli değildim, iyi değildim sadece. Bunu böyle bir bilim insanından duymak içimi rahatlatmıştı. Kalkıp sarıldım ona.
Mühendis olduğumu bildiğinden bana epey bir saygı duyuyordu. Bilime ve zekaya önem veriyor, bir gün dünyayı bunların ele geçireceğine inanıyordu. Böylece zaman zaman odasında buluşup muhabbet etmeye başladık. Illuminati’den, dünyayı yöneten yedi aileden falan bile konuşuyorduk. O konulardan bayağı konuşuyorduk. Mühendistim ama bilimden de bir hayli kopuktum. Sonuçta diplomam faturaları ödüyor muydu ödüyordu. Kendime bilime adamam gerekmiyordu. Beyonce’ın da o derneğe üye olup olmadığı daha çok ilgimi çekiyordu, Illuminati’ ye. Ve doktorun bildiğine emindim.
Neyse bu doktor bir gün beni odasına çağırıp bana bir topluluk kurduklarını ve üye olup olmak istemediğimi sordu. İlk Illuminati mi diye düşündüm. Heyecanlandım yalan yok ama daha sıradan birşeymiş, benim gibi kendini deli sanan ama aklı selim insanlardan oluşuyormuş. Kabul ettim çünkü kendimi yalnız hissediyordum. Haftasonları buluşup okuduğumuz kitapları tartışır, deli olmadığımıza ikna ederdik birbirimizi diye düşündüm. En kötü barbekü partisi yapardık.
Böylece o doktorun önderliğinde hastanenin depo katında haftada bir buluşmaya başladık. İlk başta anlamamıştım ne yaptığımızı. Ama kitap okumadığımız kesindi. Dünyayı mı ele geçirecektik?Buna okeydim. Dünyadaki her şeyi tersine çevirebilirdim o zaman. Sütlü tatlıların çikolatalı tatlılardan daha iyi olduğunu kafasına basa basa öğretirdim herkese.Yazın karpuzun abartıldığını falan. Ama son toplantıda amacımızı anladım. Hastaneyi ele geçirmek! Tüm deliler bir ağızdan coşkuyla kutladılar bunu. Hayal kırıklığımı saklamaya çalışsam da çok zordu.Ben de onlara katılıp kadeh kaldırdım. Deliydiler sonuçta.
Hele doktorun da has deli çıkması beni hepten üzmüştü. Oysa akıllı, olgun ve babacan bir tipti. İlkokulda sevgilim tarafından terk edildiğim o piknik partisinden sonra en çok yıkıldığım an bu andı.
Ama şuna emin olmuştum artık. Dünyada deli olmayan çok az kişi vardı. Onları bulmaya karar verdim. İlk hedefim Jim Carrey’ di.
Biliyorum o adam kafayı üşütmüş diyorsunuz. Yok, hayır onu siz delirttiniz. Hâlâ geri dönebilir. Tabii yaşıyorsa!
Doktor deli meliydi ama bu işlerden anlıyordu. Jim’in yerini sordum ona. İnanmayacaksınız ama tam da burada, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ ndeymiş. Ama çok gizli bir odadaymış ve dışarıda onun kılığında dolaşıp ödül törenlerine katılan bir klonu varmış. Ona inanmayı tercih ettim. Deli olduğum için değil, gözlerden ve Hollywood’dan uzak bir yerdi burası ve mantıklı bir plandı. Bu yüzden hastanenin ele geçirilmesi projesine katılmaya devam etmeye karar verdim. Çünkü bu delilerin hastaneyi gerçekten ele geçireceğine inanıyordum. O gün geldiğinde Jim’i de alıp buradan gidecektim nasıl olsa. Marmaris’ te bir köye yerleşecek, bu berbat dünyayı unutacak, kediler ve Yaren leylekle konuşacaktık sadece. Arada ona kirli Hollywood günlerini hatırlatsa da komik taklitler yapmasını isteyecektim ondan ve beni kırmayacaktı.
Neyse şimdi o toplantılardan birine yetişmeliyim yine. Lütfen haberi basın malzemesi haline getirip planımı ortaya çıkarmayın. Gelişmelerden haberdar edeceğim sizi. Takipte kalın. Bye.
Yorum bırakın