“Seni biri çok fena üzmüş, çok kez sırtından bıçaklanmışsın sen,”
“Öyle mi diyorsunuz?”
“Benim hislerim kuvvetlidir bak, çok üzüldüm sana, ama şuraya yazıyorum o sana döner,”
“Döner mi?”
“Döner!”
Bu dialog bir meyhanede yan masadaki kadınla benim aramda geçiyordu. İyice içtikten sonra herkesin can ciğer kuzu sarması olduğu o sarhoş gecelerden biriydi. Beni biri üzmüştü evet ve demek ki çok kaçırmıştım, cepte durduğu gibi durmuyordu bu işsizlik acısı. Bir duble daha içip yanına gittim. Başımdan geçenleri anlattım. Nasıl kapı dışarı edildiğimi falan. Patronumdan intikam almak istiyordum. Büyüyse büyüydü. Adı Döndü’ydü kadının. Medyum gibi birşeydi. Kocaman simsiyah gözleri vardı.
“Peki ne yapmalı?”
“İki gün sonra gel beni gör,” dedi. Kartını verdi, göğsüme sıkıştırdım.
İki gün sonra bir uçağa binip Almanya’ ya gidiyordum. İnanın bir medyumun peşinden oraya gidecek değildim, nasıl olsa İstanbul’da bir yerdedir diye düşünmüştüm. Ama söz vermiştim, medyumsa sağı solu belli olmazdı. Hem ne zamandır Alman döneri yememiştim, bizim Türk dönerinin lezzetini hafife almaya başlamıştım.
Şimdi duyacaklarınız sizi de çok şaşırtacak ama bana verdiği adres kocaman uzay üssü gibi bir şeydi. Habire gökyüzüne bir şeyler fırlatılıyordu. Gözlerim bir anlığına Elon Musk’ı aradı.
Döndü’ nün, yani medyumun odası en üst kattaydı. Odanın bir kenarında bir usta, döner döndürüyordu. Tövbe estağfurullah nasıl bir dönerdi o, direk dansı yapıyordu adeta. Bir toplantıya denk gelmiştim. Döndü masanın başında oturduğuna göre patrondu. Vay canına! Masada laptopların yanındaki tabaklara habire döner servis ediliyordu. Muhtemelen uzaylılara döner teslimatı yapılıyordu bu şirkette. Uzaylılar döneri tadınca tabii gözleri teslimat ücreti falan görmemiş olabilirdi.
Beni fark edince, Döndü, yani Döndü Hanım masadakilere kaş göz yaptı, hepsi laptoplarını kollarının altına alıp ayrıldılar. Kalkıp bana sarıldı. O bana sarılınca canım iyice döner çekti. Bir buçuk porsiyon istedim ben de.
Tahminimde yanılmamışım, uzaylılar ve döner konusunda yani.
Döndü Hanım teslimatın maliyetini azaltıp daha fazla gezegene ulaşabilmek için bir proje başlatıyordu ve beni de bu projenin başına koymak istiyordu. Kabul ettim. Çünkü işsizdim ve döner gerçekten çok lezzetliydi.
Bir füze daha fırlatıldı gürültüyle. Orada uyandım maalesef, daha tabağın çeyreğini ancak yemiştim oysa. Uyandığımda ağzımın kenarından ince ince akıyordu dönere duyduğum aşk. İçimde patronuma yersiz bir öfke vardı ama muhakkak bir haltlar etmişti, yine de işim gücüm hâlâ benleydi, şükr ettim. Döndü Hanım’ın adının tamamen dönerle aynı kökten türemesi de beynimin artık elinden geleni ardına koymadığının bir kanıtıydı. Sabahın körüydü, İngiltere’nin ücra bir köşesindeydim ama acil döner yemeliydim. Yanında patates kızartması olmalıydı. Üzerine kırmızı biber atmalıydım o tombiğin.
İki saniye kadar düşündükten sonra uzaylılara hak verdim, onların biz aptal insanlara çok meraklı olduğundan değil de sadece Türk döneri yemek için dünyayı ziyaret ettiklerini bile düşündüm. Hayat böyledir, bilirsiniz, bazen gerçekler çok acı değil, çok basittir.
Neyse o iki saniyenin ardından pişman olmayacağımı anladım ve Türkiye’ye bir bilet aldım hemen. Döner bana yaklaşık üç yüz pounda mal olmuştu. Ama Türkiye’den İngiltere’ye hızlı döner servisi işi fena bir fikir gibi görünmemişti gözüme.

Yorum bırakın