Aklımda işe atla gidip gelmek gibi bir fikir vardı bir süredir çünkü ehliyeti bir türlü alamamıştım, bisikletle ise gidemeyeceğim kadar uzaktı iş yerim. Ata binmek için de ehliyet gerekmiyordu herhalde diye düşünüyordum. Sonuçta bir makina değildi at, üzerine biniyordunuz ve o gidiyordu.Tek yapmanız gereken atlı biri görünce yol vermekti, yani burada daha çok size iş düşüyordu.
Atların çok pahalı olduğunu düşünmüyordum ama insanların neden at yerine arabaları tercih ettiği de bir şüphe yaratıyordu bende. Muhtemelen düşüp bir yerlerini kırmaktan korkuyorlardı. Yine de uçsuz bucaksız tarlalarda atımı sürerek işe gittiğimi hayal ediyordum. Eşimin kafasını sürekli olarak bu konu hakkında yiyip durdum. Kendi malımmış gibi o tarlalarda at koşturamayacağımı, yollara çıkmam gerekeceğini söyledi. Yani bu ehliyet işinden kaçamıyordum bir türlü.

Öte yandan doğum günümün yakın olduğunun farkında bile değildim. İnsanları doğum günümde darlayan bir tip değildim. Doğum günümde hediye bekleyen bir tip değildim. Doğum günümü haftalar öncesinde unuturdum hatta. Doğum günümün mayısta olduğunu falan unuturdum yani. O yüzden buraya yazmam iyi oldu. Unutmamak için.
Hayat çok zorlamazsan istediğini sana verir derler. O doğum günüm için eşim bana beyaz bir at hediye etti. Bu dahiyane fikri aklına kim soktu bilmiyordum. Adını Firuzan koydum atın, onu o kadar sevdim ki kıyıp o lanet trafiğe sokamadım. Garajda ona güzel bir oda yaptım. Durum böyle olunca kendime bir araba almam ve ehliyeti de almam gerekti yine. Bunları bir sonraki doğum günüme park ettim. Araba işini. Arkadaşlarım bir araya gelip hepsi ortaya birkaç dolar koysa bu çok imkansız bir hediye olmazdı. Bir sonraki mayısa kadar halledilebilirdi yani. Ama ben böyle bir hediyeyi asla kabul edemezdim. Yine de onları kıramazdım muhtemelen.
Neyse o mayıs günü bir parti verdim evde ama tamamen Hıdırellez’i kutlamaktı amacım. Arkadaşlarım doğum günüm o güne geliyor diye pasta almışlar, buna biraz utandım doğrusu. Ama onları bozmayıp doğum günü kızı olarak üstüme düşenleri yaptım. Çılgınca eğlenip hediyeleri kabul ettim. Akşamına bahçedeki ateşi üflerken fiyakalı bir araba diledim kendim için. Onlardan saklamadım tabii. İnsan arkadaşlarından hiçbir şey saklamamalı.
O ateş yakma, üzerinden atlama hengamesinde Firu’ nun garajdan kaçtığını fark ettik. Kendisini işe yaramaz hissetmiş olmalıydı. Ne de olsa beni işe götürüp getirmek niyetiyle bu evdeydi. Bir yandan sevindim onun adına. Uçsuz bucaksız Galler yaylalarında koşarken hayal ettim onu. Sonra da doğum günümü, pardon Hıdırellez’i neden bir Galler yaylasında kutlamıyoruz diye düşündüm. Bundan arkadaşlarıma da bahsettim hemen. Herkes yorgundu. Çıt çıkmadı kimseden. Bir sonraki seneyi bekleyecektik artık.
Neyse Firu’ nun resmini yukarıya bıraktım, görenler ona iyi olduğumu ve dönmesine gerek olmadığını söyleyebilir mi? Zaten muhtemelen yakında bir arabam olur, yoksa işe nasıl gidip gelirim?
Bir de konu doğum günüme nasıl geldi bilmiyorum, neredeyse iki ay beş gün falan var zaten. Onu da şimdi hesapladım. Dediğim gibi konu atımdı sadece. Ha bir de mayıs ayını çok severdim, bir nedeni yoktu.
Yorum bırakın